Cumartesi , 15 Haziran 2024

TBMM Anayasa Uzlaşma Alt Komisyon Başkanlığına

TÜRKİYE SAĞLIK ÇALIŞANLARI EĞİTİM VE DAYANIŞMA VAKFI

14_04_2012_10_06_50_tbmm

YAPILACAK OLAN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İLE İLGİLİ BEKLENTİLERİMİZ

SUNANLAR: Dr. İbrahim DOĞAN

Dr. Taner GÖKÇINAR

Dr. Oğuzhan ÖZKAN

VAKIF BAŞKANI: Dr. İbrahim DOĞAN

TBMM ANAYASA UZLAŞMA ALT KOMİSYON BAŞKANLIĞINA

Türkiye Sağlık Çalışanları Eğitim Ve Dayanışma Vakfı olarak yönetim ve üyelerimizin katılımı ile gerçekleştirdiğimiz görüşmeler sonucunda Anayasamızda görmek istediğimiz ilkeleri belirlemeye çalıştık.

Vakfımız her ne kadar mesleki dayanışma üzerine kurgulanmış bir örgütlenmeye sahip olsa da yeni anayasa tüm toplumu ve sosyal hayatın tüm aşamalarını etkileyeceği için görüşlerini genelden başlayıp sağlık konularına indirgeyerek ele alacaktır.

Komisyonunuza sunulan metinde bizim açımızdan vazgeçilmez olarak nitelediğimiz ilkeler için gerekçe yazma sorumluluğu duyuyoruz.

Üzerinde tartışma kabul edemeyeceğimiz vazgeçilmez ilkelerimiz ve Anayasada görmek istediğimiz ilkeleri size sunuyor, gereğini saygılarımızla arz ediyoruz.  26.03.2012

Onyedi kez değişikliğe uğramasına ve 114 maddesinin değişmesine rağmen tartışmaları sona erdiremeyen Anayasamızda köklü bir değişiklik yapılmasına ihtiyaç olduğu bir gerçektir. Yani yapılması gereken yeniden bir Anayasa yapılması değil köklü ve kalıcı bir Anayasa değişikliğidir.

Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti devletinin zaman zaman köklü değişiklikler yapılmış olsa da kuruluş felsefesi ve temel ilkeleri korunmuş olan bir anayasası vardır.

VAZGEÇİLMEZ İLKELERİMİZİN GENEL GEREKÇESİ

14_04_2012_10_06_50_tbmm

Özellikle son yıllarda, milli ve üniter devletin anti demokratik bir karakter taşıdığı, artık yerini yenisine bırakması gerektiği tezleri söylenmeye başlamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti üniter ve milli bir devlet olarak kurulmuştur.

Milli devlet ortak değerler etrafında toplanan ve milli politikalarla şekillenen siyasi bir çerçevede yaşayan toplulukların devlet biçimidir.

İnsanların yaratılışlarından gelen farklılıklar insanlar çoğaldıkça coğrafyanın da etkisiyle farklı kültürler oluştururlar.

Bu kültürler milletleşme sürecinde şuurlu birliktelikler oluşturmuş ve ortak hedefler, dünyayı anlamaya ve anlamlandırma, kendini koruma, değerlerini ileri kuşaklara taşıma misyonunu, örgütlü yapılar olarak şekillendirmiş ve böylece milli devlet oluşmuştur.

Milli devlet ortak değerler etrafında belirli bir inanç, fikir ve kültür anlayışı içinde oluşmuş şuurlu bir topluluktur.

Ulus devlet ve milli devlet kavramları eş gibi görünse de aynı değildir.

Ulus devlet daha çok tek bir etnik kültürel halkın, bir devletin sınırları içinde yaşaması ile oluşur. Manevi olgu yönünü kapsamaz.

Milli devlet ise, toplumu aynı hedefe yöneltme, aynı mitlere, tarihe, kültüre, dile, ortak yaşama bağlanmayı hedefler. Bu millet kurma süreci demektir.

Vatandaş olmak, aynı coğrafya üzerinde yaşayan bir millete mensup olmaktır. Aynı millete mensup olmak kaderde, tasada, kıvanç da birlik olmaktır. Buda ortak kültür,ortak tarih bilinci, ortak gelecek arzusuyla olur.

Eğitimin esas amaçlarından biride vatandaşları kaderde, tasada, kıvanç da ortak yapacak, ortak kültür, ortak tarih bilinci, ortak gelecek arzusu vermektir. Bir milli kimlik kazandırmaktır.

Ortak bir milli kimliğe sahip olmayan toplumların, ortak vatanları ve milli hedefleri de olamaz.

Üniter devlet federal devletin tersi olarak tek merkezden yönetilen devlet demektir.

ABD ve Almanya federal devletlerdir ama ikisi de milli devlettir.

Tarihte milli ve üniter olmayan devlet olmuştur. Ama ayakta kalamamışlardır. Yugoslavya ve Çekostavakya gibi.

Üniter-Milli devletler sosyal ve politik çalkantılara federal etnik devletlerden daha dirençlidir.

Türk milli ve üniter devletine olan düşmanlığın nedeni ırkçılıktır.

Milli kimlik yani Türk kimliği ülkemizde mevcut alt kültür guruplarını kapsar. Türklük,  ülkemizde yaşayan halkların hepsini kucaklayan, kuşatan siyasi, kültürel ve hukuki kavramdır. Bu nedenle vatandaşlar arasında din, dil, ırk ve kültürel farklılıkların olduğu vurgusu yapılarak Anayasaya Türkiyeli kavramının yerleştirilmesini doğru bulmuyoruz. Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile birlikte ülkeye vatandaşlık bağı ile bağlı olanlarda eşit statüde Türk olarak kabul edilmiştir.

Anayasanın 66. Maddesine göre (Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk tür) denilerek hukuki manada bir tanım yapılmıştır. Bu anlamdaki vatandaşlık anlayışı azınlık kavramını da reddetmektedir.

Anadolu ya damgasına vurmuş olan Türk kültürünü bir kenara iterek, anadoluya damga vurmamış diğer kültürleri de eş değer kabul ederek mozaik kültürden bahsetmek yanlıştır.

Türkiye, Türklerin oluşturduğu memleket veya Türklerin yurdu demektir.

Coğrafya da hakim kültür özelliği varsa, oraya damgasını vurarak coğrafyayı vatanlaştırır. Vatanlaşan coğrafyada kavim ve boy kültürleri aşılarak milletleşmeyle beraber milli kültür oluşturur. Bizlere masum bir istek gibi gösterilen ( Türkiyelilik veya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ) kavramı, ne bir kimliği nede bir insan tipini ifade eder. Türkiyeli diye tarihte bir kültür olmamıştır.

Azınlık ve etniklik temeline dayalı toplumlarda bir arada yaşama duygusunu devam ettirmek ve azınlıklar üzerine inşa edilmiş bir devleti yaşatmak mümkün değildir.

Lozan da Ermeniler, Yahudiler ve Rumlar azınlık olarak belirtilmiş olup bunun dışındakiler müşterek dini, tarihi ve kültürel bir mirasa sahiptir ve kimlik değerlerimizin başlıca kaynağı bu mirastır. Bu miras standart kültür oluşturur. Bu tanımda birleşmeyen toplumlar derin kültürel ayrımlara uğrayabilirler.

Farklılıklar, önce yerel sonra toplumsal daha sonrada milli değerler sentezine dahil oldukları ölçüde anlam kazanırlar.

Her türlü ortaklığın, eşit paylaşımın olduğu bu topraklarda farklılıkları gündeme getirmek kışkırtıcılıktan başka bir şey değildir.

Türkçe Türkiye Cumhuriyetinin sadece resmi dili değildir. Aynı zamanda Türk vatandaşlarının eğitim ve öğretim dilidir.

Anadilde eğitim ve öğretim, devletin milli ve üniter yapısına ve gerçeklerine uygun değildir. Bu yönde taleplerin dillendirilmesi iyi niyetle bağdaşmaz. Maksat ayrı millet olmak, ayrı devlet kurmak için alt yapı hazırlanmasıdır.

Her ne kadar Lozan antlaşması ile tanınanlar haricinde azınlık bulunmamakla birlikte Türkiye kültürel haklar konusunda çoğulcu bir politika izlemektedir.

Ülkemizde vatandaşların mahalli dil ve lehçelerin, devletin resmi kurumları dışında özel öğretim kurumlarında öğretilmesinin önünde hiçbir yasal engel yoktur.

 

 

 

VAZGEÇİLMEZ OLARAK NİTELEDİĞİMİZ İLKELER

Anayasanın ilk üç maddesi ve bu maddeleri koruma altına alan dördüncü madde asla anayasa tartışmalarının konusu yapılmamalıdır.

Milli ve üniter bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin geleceği ve yaşayabilmesi için, egemenliğin Türk Milletine ait olduğunu belirten 6. Maddesi:

MADDE 6 – Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.

Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılmaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.

Türk milletin bağımsızlığını ve bütünlüğünü vurgulayan 5. Madde

MADDE 5 – Devletin temel amaç ve görevleri,

Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.

Eşitlikle ilgili olan 10. Madde ve 14. Madde

MADDE 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesi aykırı olarak yorumlanamaz. Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.

MADDE 14 – Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmaya amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, devlete ve kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında müeyyideler, kanunla düzenlenir.

 

Ailenin korunması ve çocuk hakları ile ilgili 41. Madde ve eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi ile ilgili 42. Madde ile Türklük tanımı yapan 66. Madde mutlaka korunmalıdır.

MADDE 66 – Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.

Türk babanın ve Türk ananın çocuğu Türk’tür.

Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir. Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz. Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.

Mahalli idarelerin organizasyonu belirleyen 127. Maddede veya meydana getirilecek herhangi bir yeni maddede bölgesel özerkliğe yol açacak düzenlemeler katiyen düşünülmemeli ve sebebiyet verilmemelidir.

Yeni anayasanın hazırlanması sürecinde uluslararası nitelikteki tıbbi hukuki metinler gözden geçirilerek yaşama hakkının kalitesini ortaya koyan Sağlık hakkının ayrı bir maddede ele alınması daha anlamlı olacaktır.

Önerilen Madde;

Sağlık Hakkı ve Sağlık Hizmetleri

Sağlık hakkı doğuştan kazanılmış temel bir haktır. Herkes eşit bir şekilde kaliteli ve sağlıklı yaşama hakkına sahiptir. Bu hak devletin güvencesi ve sorumluluğu altındadır.

Sağlık açısından insan tüm çevresi ile birlikte ele alınır. İnsanın her türlü çevresini korumak ve geliştirmek devletin sorumluluğundadır.

Sağlık hizmetlerinde esas olan; sağlığı geliştirme ve korumadır. İnsan sağlığını korumak devletin ve vatandaşın ödevidir. İnsan sağlığına zarar veren her türlü uygulamalar düzenlenecek kanunlarla cezalandırılır.

Vatandaşa her türlü sağlık hizmetini vermek devletin görevidir. Temel sağlık hizmetleri ülkenin genelinde ücretsiz ve eşit bir şekilde devlet tarafından sunulur. İhtiyacı olana tedavi hizmeti ve rehabilitasyon hizmetini vermekte devletin görevidir.

Devlet tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin ulaşılabilirliğini sağlamak için özel sektörden de yararlanabilir. Vakıf, kişi ve özel sektör devletin denetiminde ve planlaması altında ihtiyaç duyulan yerlerde tedavi ve laboratuar hizmeti verebilir.

Sağlık hizmetlerinin finansmanı yeterli bir şekilde genel bütçeden sağlanır. Kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir. Vatandaşların genel sağlık sigortasına üye olması zorunludur. Genel sağlık sigortası kapsamında varlıklı kişilerden gelirlerine göre prim alınır.

Tüm vatandaşların genel sağlık sigortasının sunduğu hizmetlerden eşit bir şekilde yararlanması esastır.

Genel sağlık sigortasının oluşturduğu kaynağı eşit ve etkin kullanmak devletin sorumluluğundadır. İsteyen kişiler genel sağlık sigortası dışında devletin denetimi altında kurulan sigorta şirketlerine özel sağlık sigortası yaptırabilirler ve hizmet alabilirler.

TEŞEKKÜRLER…

 

Cevapla