Pazar , 31 Mayıs 2020

Tarih Tekerrür Mü Ediyor?

               16 Ağustos günü öğleden sonra internete “Suriye sınırına tampon bölge” diye bir haber düştü. (Ben Milliyet’ in internet sayfasından okudum.)Ardından jet hızıyla Dışişleri yalanladı, veee!Daha ben şaşkınlığımı üzerimden atamadan; “ne oluyoruz” derken haber ışık hızıyla buharlaştı yok oldu.Neden şaşırmıştım?Çünkü haber bana  bir nevi “déjà vu”  (anı önceden yaşamak )  hissi verdi.Sanki tarih tekerrür ediyordu.

               Haberi okuyunca 90 lı yıllara gittim…Hani  Özal’ ın meşhur:  “Presiden Bush’ u aradım, şunları yapmasını tavsiye ettim.”  babından övünmeleri hatırıma geldi.(Damat Ferit paşa Sadrazamlığı sırasında “ALLAH’tan ve İngilizler’den başka bir kurtuluş ümidi bulunmadığını” düşünürdü… Bir huyu da bazı Avrupalı diplomatların isimlerini saymak, bu kişilerin kendisinin yakın dostu olduğunu öne sürmek, bu suretle milletlerarası konferansa kendini aday göstermekti. Ama saydığı isimlerin çoğu mevta çıkardı!.. Bu tarz öğünme örneklerini şimdi de sık sık görüyoruz. TURGUT ÖZAL, “PRESİDEN BUŞ beni telefonla aradı,” demeye bayılırdı!.. TAYYİP ERDOĞAN, “Dostum BERLUSKONI” demeyi, ABDULLAH GÜL de CONDELISSA RICE’a “CONDİ” diye hitap ettiğini açıklamayı marifet sayıyorlar!.. )

               İsrail için tehlike arz eden, İran’ a karşı doldurulan ABD ajanı Saddam; İran ‘la sekiz yıl savaştıktan sonra her iki devlette de mecal kalmamıştı ve her ikisi de bölgede korkulacak güç olmaktan çıktı.Fakat İran’ a saldırması karşılığı ABD tarafından, Saddam’a vaat edilenler yerine getirilmeyince zıvanadan çıkan Saddam’ın ne yapacağını kestiremeyen ABD, Saddam’ın yok edilmesine karar verdi. Ve tezgâhla  Saddam’ın Kuveyt’e girmesine göz yumdu. Saddam Kuveyt’e girince de ABD Saddam’ ı bitirmek ve bu bölgedeki emellerini gerçekleştirmek için düğmeye bastı.Önce burada bir kaos ve müdahaleye bir gerekçe hazırlamak gerekiyordu. Bunun için önce içinde ABD de özel olarak yetiştirilmiş CIA ajanlarının olduğu  (ki o zamanki basında 1000’den fazla olduğu iddia edilmiştir.) Peşmergeler ayaklandırılmış, bunun üzerine ABD ajanı Saddam Halepçe’de binlerce Kürt’ü ABD’nin kışkırtması ile vurup Türkiye sınırına sürmüştür. (ABD burada tavşana kaç, tazıya tut taktiği izlemiş. Yani hem peşmergeleri ayaklandırmış, hem de Saddam’ın onları şiddetle bastırması için yönlendirmiştir ki, ABD demokrasi ve insanlık namına (!) müdahale edebilsin. Ve Türkiye’yi de işe müdahil etsin. Yani bir taşla kaç kuş vuruyor.)

               Kürt kardeşlerimizin (!) de sığınacakları  Türkiye’ den başka kapı olmadığı için, (ya dabiz enayi olduğumuz için) sınırlarımıza mülteci akını başlamıştır. (O gün 500.000 kişiolarak açıklanmıştı)(dikkat edilirse Sudan, Mısır, Libya ve en son Suriye’de hep aynı numara ve bizi yönetenler de bu numarayı her zaman yutuyor. Ya da dilim varmıyor…)

               Bütün bu gelişmeler üzerine, o zamanki  <süper dahi ve dünyayı idare eden>Cumhurbaşkanımızın aklına o bölgede bir tampon bölge oluşturmak gibi dahiyane bir fikir gelir ve kankası Presiden Bush’ u (Baba Bush) arayarak Irak’ın kuzeyinde 36. paralelin yukarısında bir tampon bölge oluşturulmasını ve güvenliğinin de ” Çekiç güç”  adı altında ABD ordusuna ait bir birlik tarafından sağlanmasını tavsiye eder.(Biz bu konuda Özal’ın yalancısıyız. Ama bence gerçek ABD yetkilileri zaman zaman yol haritalarını  Özal’ın kulağına üfler, O da kendi düşüncesi imiş gibi Bush’ a anlatır.Bush da ilk defa duyuyormuş pozlarında hayretle Özal’ ı tebrik eder, böyle bir şeyi niye kendilerinin düşünemediğinden dem vurarak yalandan hayıflanır ve bu süper dahi arkadaşının dediğini hemen uygulamaya sokar.)

               Bu Çekiç Güç ki:O zamanlar üç beş çapulcu olarak görülen (bu da Sayın Özal’ın tabiridir) PKK’yı besleyerek canavar haline getirmiş. Muhalefette iken çekiç güce karşı olanlar, iktidara gelince hep çekiç gücün devamından yana olmuşlardır. Çekiç güç ise, ancak yıllar sonra misyonunu tamamladığına karar verildiği zaman kaldırılabilmiştir.İşte Türkiye’nin ilk kırılma noktası, yani tabiri caizse hapı yuttuğu an bu tampon bölge ve çekiç gücün gerçekleştiği andır.(Daha sonraları Tansu Çiller’ in Gümrük birliği antlaşması ve nihayet papaz heykelinin önünde Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’ın birlikte attığı ve Ankara’ da Melih Gökçek’in gündüz gözüyle havai fişeklerle kutladığı AB antlaşmasından sonra artık geri dönülmez bir yola girilmiştir.)Bu çekiç gücün korumasındaki 36. paralele kurulan tampon bölge bu günkü uydu devletçiğin temelini oluşturmuştur.Peşmerge çapulcularını ilk muhatap alıp, pasaport veren ve de Saddam’a karşı silahlandırıp bu günkü devletçiğin silahlı gücünün ilk çekirdeğini atan da Özal’dır.(Ki aynı Özal sizin koruyucunuz biziz diye Türkmen’lerin silahlanmasını da önleyerek hatta ellerindeki silahları toplatarak yıllardır Türk şehri bildiğimiz Musul ve Kerkük’ün elimizden kaymasının da müsebbibidir. Burada yeri gelmişken Cengiz Çandar’ın bir anısını nakletmek istiyorum. Mehmet Ali Birand’ın “THE ÖZAL” adlı kitabında Cengiz Çandar’ın aracılığıyla buluşan Peşmerge reisi Talabani’nin  Cumhurbaşkanı Özal’la görüşme randevusunu beklerken Cumhurbaşkanlığı makamındaki bekleme odasında rahatsızlandığını, buluşma saati yaklaştıkça Talabani’nin renginin sarardığını terlemeye başladığını görünce Cengiz Çandar telaşlanır ve Talabani’yi doktora götürmek ister.Talabani’nin nerden nereye gelindiğinin en büyük göstergesi tarihi cevabı şöyle olmuştur: Sayın Çandar bir şeyim yok, yalnız düşünebiliyor musun benim gibi bir marabanın, bir kölenin Devlet-i Aliye’nin başı ile görüşmesi ne demek bunu anlayamazsınız. Benim sıkıntım bunun verdiği heyecandandır… BU GÜN BU KOCA DEVLET NE HALE DÜŞÜRÜLMÜŞTÜR!)

               Aslında bütün bunların başlangıcı 12 Eylül’ dür.(Sahi ne oldu hesap sorma işi, refarandumun üzerinden onca zaman geçti, seçim öncesi göstermelik ifadeler alınmıştı ne oldu hakikaten? Darbe teşebbüsünde bulundular diye yüzlerce insanı üç dört senedir içerde tutanlar gerçek darbecilerin usulen ifadesini almakla mı yetinecekler? Hoş 28 Şubatçıların ifadesini bile almayı akıllarına getirmiyorlar ya neyse.)Kafkaslarda ki Turuncu harekâtın karşılığı Türkiye’ de 12 Eylül’ dür. Bugün geldiğimiz durumun ilk hazırlığı 12 Eylül’le başlamış, 28 Şubat’la perçinlenmiştir.(Her ikisinin de neticesinde kurulan iktidarların forma rengi turuncudur ve Türk siyasi tarihinde bu rengi başka hiç bir siyasi parti kullanmamıştır.)12 Eylül ılımlı İslamı doğuran, 28 Şubat ise iktidar edendir. Her ikisi de ABD desteğiyle iktidarı ele geçirmiş ve onun bu bölgedeki programının uygulayıcısı ve kollayıcısı olmuştur.Öyle ki paşa sözüne güvenerek devleti uluslar arası konjoktürde onulmaz zararlara sokmuşlardı.(Kenan Evren, Yunanistan’ın NATO’nun askerî kanadına geri alınması konusunda Amerikalı General Haig’in KIBRIS ve EGE meselesinde  “asker sözü”ne inanıp TÜRKİYE’nin olumlu oy kullanmasını sağlamıştı!.. Sonra o da “ALDATILDIM!” diye hayıflanmıştı!..Tıpkı HAMİDİYE Kahramanı diye bilinen, ve o tarihte HARBİYE NÂZIRI olan RAUF (ORBAY) BEY’in başında bulunduğu heyet, LİMNİ ADASI’nın MONDROS limanında demirli AGAMEMNON zırhlısında İNGİLİZ Amiral CALTHROPE’nun başkanlığında, Müttefikler adına hareket eden İNGİLİZ heyetiyle imzaladığı MÜTAREKENÂME’nin 7. MADDE’si, “güvenliklerini tehdit eder mahiyette bir hadise yaşanması halinde” gibi muğlâk ve esnek bir ifade ile müttefiklere OSMANLI ülkesinin stratejik noktalarını, hatta istedikleri her yeri “işgâl” hakkı tanıyordu!.. RAUF BEY, önce bu maddeye karşı çıkmış, ancak Amiral CALTHROPE, “İSTANBUL’un işgâl olunmayacağına eminim. Müttefikler hiç bir zaman İSTANBUL’u işgâl etmek fikrinde değillerdir. Lâkin, MÜTAREKE’ye İSTANBUL’un işgâlini İSTİSN eden bir madde koymak yersizdir,” deyince kanmış, ve imzayı basmıştır!.. Daha sonra İSTANBUL işgal edilince, “Ama Amiral CALTHROPE bana söz vermişti,” diye çocuk gibi mızıklanmış, sonra da “Namussuz İNGİLİZLER!.. BENİ ALDATTILAR!.. SÖZ VERDİLER,TUTMADILAR,” diye feryat etmişti!)

               Neyse sözü fazla uzatmayayım, yukarıdaki habere döneyim.Yukarıda da belirttiğim gibi haber ışık hızıyla buharlaştı. Gizli bir el bütün internet sitelerine düşen bu haberi bir- iki saat sonra bu sitelerden çıkartmış. Ki bu durum bana pek manidar geldi birileri bir takım şeyleri vatandaştan gizliyor, duymasını engelliyor gibime geldi.İnşaallah yetkililerin de belirttiği gibi bu haber  yalandır.Ama gelişen olaylar ve artan terör  o bölgede bir takım hazırlıklar olduğunun göstergesi gibi gözüküyor. Zannımca ABD, daha önceleri de pek çok defa olduğu gibi yine  bize ölümü gösterip sıtmaya razı edecek gibime geliyor.(Bu yazıyı yazarken haber geldi yine ciğerimiz yandı Çukurca’ da ki çatışmadan on iki şehit haberi geldi hükümet müdahale için bayramı bekliyor. Bu da bana Kenan Evren’ in: “12 Eylül’ ü yapmadan önce bir sene olgunlaşmasını bekledik” sözünü hatırlattı. Bunlar neyin olgunlaşmasını bekliyor acaba?Hani oradaki olayları, ERGENEKONDUCULAR yapıyorlardı, askerlerimizi onlar vurduruyordu… Hepsini içeri tıktınız. Şimdi kim askerlerimizi şehit edenler.Bir iddia da:Suriye’ de ki olayları kaşıyan oraya sızmış 3000 civarında PKK lı.Tampon bölge oluşturulunca oraya yerleştirmek için önceden ABD tarafından eğitilmiş ve Suriye’ ye gönderilmişler… Tıpkı yıllar önce Peşmergelerin içindeki CIA ajanları gibi değil mi? Allah Şehit olan vatan evlatlarına gani gani rahmet eylesin. Ailelerine ve Türk milletine baş sağlığı ve sabırlar diliyorum.)Şayet bu tampon bölge işi yalan değil de gerçekse, işte o zaman vah halimize ki, ne kadar yansak boş; kafamızı taşlara vursak artık geriye dönülmez. Yandı, bitti gülüm keten helva…” Dönülmez akşamın ufkundayız…” şarkısını hep birlikte terennüm ederiz.

               Ok yaydan çıkmış olur artık. Sıra İran’ a gelir. İran’ı da sayemizde hallederler…Ve… daha sonra Türkiye’nin güneydoğusu ve doğusunu da içine alan ikinci İsrail’i kurarlar.Sonra da bizimkilerin ağzına bir parmak bal çalarlar  “Yeni Osmanlıyı ”  kuruyoruz deyip bütün bu parçaladıklarını tekrar BOP adı altında konfederasyon yapıp, İstanbul’u da başkent yaptılar mı iş tamam!Tabii bu yeni İmparatorluğun (!) başına da Ortodoks Papazla, Pensilvanya’daki İmamı atarlar. Eşbaşkanı da zaten kendisin daha önce ilan etmişti!..Artık sen sağ, ben selamet… Post gidince kavga da biter, yeni efendilerimizin emrinde gül gibi geçinir gideriz.

Ama ben her zaman ALLAH’ın da bir planı olduğuna inananlardanım.Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler.

Selam ve muhabbetlerimle.

Cevapla